3 Kasım 2016 Perşembe

Uzun Oldu


-Uzun oldu; tuşların insafına terk etmeyeli belleğimi... Bir kıvılcım, bir onursuz sevda, bir keder, bin sevinç... Hiçbiri yeterince olmadı sen gibi... Sevgili!...

-Yüzümü yokluyorum hâlâ aynalarda; yazmasam da her bir çizgisinde bir hikâye güne kavuşmayı da beklemiyor artık. Sonunda öğrendim; kaydını düşmek paçavraya dönüşen bu yaşlı dünyanın hanesine bir çentiği hak etmiyor, inan hak etmiyor.

16 Aralık 2015 Çarşamba

Eskiyen...


"Eski" ne kadar çabuk eskiyor bazen. Göz açıp kapayana kadar bir ince sızıya dönüşüyor hatıralar. İşte son gülümseyiş, belki umarsız bir kahkaha, bir fotoğraf karesi zamana mühürlenmiş, sözleri dağılmış bir şarkı, serkeş bir gece hayattan çalınmış ve dalgalı bir hece...

10 Aralık 2015 Perşembe

Sen Bile...

Şimdi içim açsam sana ve desem ki, dağlar kadar birikti hayat heybemde. Yol bittiğinde teker teker döküldü izini sürdüklerim, iz bıraktıklarım... Bakma böyle sustuğuma, kilidi paslı bir mahzene hapsolmuştur kelimelerim. Desem ki, garip bir alışkanlıktır yalnızlık dediğin, kaprisli mağrur bir sevgili...

Kendine kapanıyor gece ve gün bir fazla doğuyor penceremden odama selamınla. Geçeceksin bir gün kapımın önünden biliyorum, rüzgârından uçuşacak dört bir yana pervazdaki kuşlar, kimse bilmeyecek kimse, sen bile...

10 Kasım 2015 Salı

Solace: Merhamet kanla takas edilemez


"Tanrıcılığa oynayan adam" acının durduracağı olmaya and içmişti. Ölümün kıyısından uçuruma ittiği insanların çetelesini tutmak kimsenin harcı değildi. Kuşkusuz inanıyordu vazifesinin kutsallığına. Yüzündeki derin keder çizgilerinden anlayabiliyordunuz bunu. Belki bir parça merhamet bile duyabilirdiniz bu adama, yönetmenin sizden beklentisi de sanırım buydu.

3 Kasım 2015 Salı

Boz Andını

-Günü bölüştürebilirsin, adımlarından söküp atabilirsin gölgesini, akrebin başını döndürür kurarsın saatlerini olmadığı zamanlara belki. Hani bir telefon sesi dağıtır düşüncelerini, havadan sudan sebepler söndürüverir içindeki ateşi. Bulunur belki kalabalık bir şehirde uğultular arasında "Ses"ini boğmanın bir çaresi. Ya rüyalar sevgili, ya rüyalar? Yoktur kaçabileceğin bir köşesi, külünden doğan bir özlem ve güne O'nunla uyanmak gibisi... Hadi şimdi sen düşün; bugün hangi köşesi kuytudur dünyanın ve aklının çeperine sığar mı hiç bir malayani?


21 Ekim 2015 Çarşamba

Ne yaparsan...

Bir uzun yol otobüsünün camına düşürüp başını dinle, ne yapsan soluktur hayatın renkleri.
Uzak köylerin aşina ışıkları, tekerleğin asfaltta bıraktığı koku ve senin kuşkulu bakan gözlerin... Ve kalanlar, kalanlar...

Bak gece haset bir sevgili gibi, düşlerin kucağından apartıp alıyor seni. Geceye dirensen camdaki aksin küçük oyunlar oynuyor seninle. Kâh sevgiliye benziyor küskün gözleri, kâh kocaman boşluklardan bir yol çiziyor kendine ve yalnız bırakıyor gölgeni.

19 Ekim 2015 Pazartesi

Şair'in Fanusu

-Televizyon dizilerindeki gençlik imajı yerle yeksan. Kötülüğün en katışıksız haliyle damarlarına sızdığı senaryoları yazan eller, bu dünyada sığacak cep üzerine bastırılacak yürek bulabiliyorlar mıdır kendilerine? Merak ediyorum. Kız-erkek ilişkilerindeki pespayelik ve "elde etme metodları" üzerine master seviyesindeki entrika çalışmaları dudak uçuklatıyor. İletişim araçlarının zihin kontrolündeki payını düşündükçe kalp sıkışıklığı yaşamamak elde değil. Kocaman nutuklar atıyoruz ya, geleceğimizi emanet edeceğimiz nesle neşideler düzüyoruz hani ve bunu yaparken tvlerden akan irini görmezden gelmek gibi bir gaflete nasıl da yüzsüzce yol veriyoruz. İşte haftalardır mercek altına aldığım tv dizilerinden kazancım: Umut mu? "Geç bunları anam babam geç bunları"

-"Durma dağıt kuşkunu, bana aldırma
Gizlice boğazlarım bir kuytuda göçerliğimi"